Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Global Research sitesinin Cuma günkü raporuna göre, ırkçı İsrail rejimi Suriye'yi yıkıma uğratmak için, IŞİD-DAEŞ tekfirci terör örgütünü desteklemektedir.
Dünya toplumunun birinci tercihi IŞİD ile savaş olmasına rağmen Siyonist İsrail rejimi Türkiye hükümeti gibi, bölgesel bazda DAEŞ ile savaşı birinci tercih olarak nitelendirmiyor. Bu değerlendirmeye göre, soykırımcı İsrail rejiminin birinci tercihi, kendi istek ve politikalarını Suriye hükümeti ve halkına dayatmak, Suriye'nin Golan Tepeleriyle Teberya gölünün işgal sürecini garanti etmektir. Bu nedenle TelAviv rejimi Tekfirci IŞİD terör örgütüne lojistik destek vermektedir.
Nitekim İsrail savaş Bakanlığı Siyasi ve Güvenlik Komitesi Başkanı Amos Gilad, "IŞİD, şu aşamada eylemlerini İsrail'e karşı yöneltmiş olmadığını, bu nedenle "IŞİD'in kendileri için bir tehdit unsuru sayılmadığını olmadığını söyledi. Siyonist rejimin savaş bakanı Muşe Yaelon da IŞİD'in İsrail için bir tehdit unsuru olmadığını ve TelAviv'in Suriye'deki silahlı guruplarla ve özellikle IŞİD ile işbirliğini sürdürdüğünü vurguladı.
Rusya devlet başkanı vilademir Putin'in yardımcısı ve başdanışman kurulu üyesi Prokhanov, ırkçı İsrail rejiminin casusluk ve terör örgütü MOSSAD'ın ajanlık ve eylem tecrübelerini IŞİD'e aktardığını, aynı zamanda İsrail ordusundan danışmanların da tekfirci teröristlere destek verdiğini belirtti.
Aleksander Prokhanov ayrıca, tekfirci IŞİD terör örgütünün Amerika'nın Ortadoğu politikalarının yan ürünü olduğunu, Washington yönetiminin "IŞİD'i bir araç olarak kullandığını vurguladı.
Siyonist haber kaynakları ve TV kanallarının da yayınladıkları habere göre, terörist İsrail rejimi, Suriye'deki çatışmalarda yaralanan tekfirci teröristleri, işgal edilen Filistin topraklarındaki hastanelerde tedavi ediyor ve ardından silahlandırarak Suriye'ye gönderiyor.
Irkçı İsrail rejimi Suriye topraklarının bir kısmını da Yahudi devletine ait olduğunu iddia ediyor.
Siyonist rejim ayrıca, Filistin halk kurtuluş savaşını canı gönülden desteklemiş olan Suriye devletini çökertmek, Filistin ve Lübnan'daki anti Siyonist birleşik direniş cephesini imha etmek için Suriye'de iç krizi çıkarmak için büyük bir yatırım yaptı. Çünkü Suriye anti Siyonist direniş cephesinin ön hattında yer alıyor. Amerika ve Batılı müttefikleri öncülüğünde Suudi krallığıyla Katar ve Türkiye ve katil İsrail rejiminin katkısıyla kurulan "Siyonist-Batı-Arap ittifakı", Suriye'deki devlet düzenini batırmak için, bölgesel siyasi-coğrafi yapıyı dönüştürmek amacıylaBeşar Esad Hükümetine karşı savaş açtılar.
Mart 2011de başlayan demokratik muhalefet hareketine alternatif olarak devşirmeli teröristler silahlandırılıp, Suriye'ye sevk edildiler. Bu savaşta doğrudan askeri saldırı ve işgal yerine tekfirciterörist gurupları ve özellikle IŞİD terör örgütüne lojistik, silah ve eğitim desteği verdiler. Bölge ülkelerini Suriye üzerinden çökertmek amacıyla 80 ülkeden toplatılan teröristler, mahkumlarla katiller Suudi krallığının petro dolarları ve batılı ülkelerin istihbarat ve özel harp timleriyle MOssad'ın askeri ve istihbarat eğitimi ve teçhizatıyla donatıldılar.
Bu terörist gurupların bir kısmı tekfirci selefi Vahahbi anlayışla da eğitildiler ve Suriye'de bombalı saldırılar ve terör ile katliam yapmakla görevlendirildiler. Fakat bu fitne ve komploları suya düştü. Batılı ve gerici Arap müttefikleriyle Siyonist İsrail rejiminin Beşar Esad Hükümetini devirme, Suriye halkını esir alma emelleri gerçekleştirilemedi. IŞİD artık kendi patronları Amerika ile Suudi krallığının güvenliğini bile tehdit eder hale gelmiştir. IŞİD'e karşı kurulan uluslar arası koalisyon bile göstermelik bir ittifak olup, gerçekte IŞİD ve tekfirci terörizme karşı ciddi mücadele niyetini taşmamaktadır.
Amerika liderliğindeki bu koalisyonun asıl amacı, Irkçı İsrail rejiminin güvenliğini korumak, IŞİD ve diğer tekfirci teröristler aracılığıyla Suriye'yi daha bir yıkım ve katliama uğratıp iyice zayıflatmak ve Siyonist rejiminin yayılmacı emellerini gerçekleştirme şartlarını oluşturmaktır. Bu nedenle Siyonist İsrail IŞİD ve diğer silahlı terör örgütlerini kendine karşı bir tehdit oluşturmadığını ifade edebiliyor.
Ali Keremi